Alacakların Zekâtı

tarafından
415
Alacakların Zekâtı

ALACAĞIN ZEKATINI VERMEK GEREKİR Mİ?

Günümüzde çok tartışılan Alacakların Zekâtı sorusunun sorusunun cevabı; Başkasının zimmetinde olan alacak paranın zekâtı hakkında Hanefi mezhebinin görüşü şöyledir; Borçlu olan kişi, borcunu senelerce inkâr edip delil ve şahit de bulunamıyor veya alınamıyorsa, bu mal seneler sonra sahibinin eline geçse, geçen seneler için ona zekât lazım gelmez.

Fakat borçlu, aldığı ödünç parayı yahut alışverişten dolayı olan borcunu inkâr etmiyorsa, bu alacak tahsil edildiğinde geçmiş senelerin zekatını vermek icap eder. Hatta alacaklı olan zengini fakir olan borçluya alacağını bağışlasa veya alacağını başka birine hibe edip o da borçludan onu tahsil etse, yine alacaklı olan şahsa geçmiş senelerin zekatını vermek lazım gelir.

Tahvil, hisse senetleri ile senetli alacaklar da umum nisaba dahil edilir. Para tahsil edilince geçmiş senelerin zekâtı tahsil edilir.

Hisse senetlerinin zekâtı, hakiki (reel) değerleri üzerinden hesaplanır.

İmam-ı A’zam’a göre üç çeşit borç vardır.

Birincisi: Ödünç (borç) verilen para yahut satılan malın bedeli olan para. Buna, fıkıh ıstılahında, “deyn-i kavi” (kuvvetli borç) denir. Bu para nisap miktarı olur ve üzerinden bir sene geçerse zekâta tabidir. Fakat zekatını hemen vermek icap etmez. Para ele geçtikten sonra geçmiş senelerin zekâtı verilir.

İkincisi: Ev kirası veya ticaret için olmayan bir malın bedeli gibi zekâta tabi olmayana “deyn-i mutavassıt” (orta borç) ve nisap miktarı olup ve üzerinden sene geçerse, zekâta tabi olur. Ancak zekâtı, alındıktan sonra verilir.

Üçüncüsü: Bir mal karşılığı olmayan birtakım alacaklardır. Mehir ve diyet parası borçlu (alacağı) gibi ki buna, “deyn-i zaif” (zayıf borç) denilir ve nisaba baliğ olursa zekâta tabi olur. Ancak, bu paranın en az dirhem (700 gr. Gümüş bedeli) kadarını aldıktan sonra üzerinden bir sene geçmedikçe zekâta tabi değildir.

İmameyn’e (İmam Muhammed ve İmam Ebu Yusuf’a) göre borçların (alacakların) hepsi müsavidir. Alındıkları zaman az olsun çok olsun zekâtları vacip olur.

Borçlu olan fakirin zimmetindeki alacağının, zekâta saymanın yolu şudur: O borçluya zekât verilir, sonrada alacak istenir.

Ancak, borçlu hiç mal bırakmadan vefat ederse; alacaklının, borçludaki alacağını zekatına sayması caiz değildir. (Nimet-i İslam) çünkü terikesinden tahsil imkansızdır.