Ticaret Mallarının Zekâtı

tarafından
512
Ticaret Mallarının Zekâtı

Ticaret Mallarının Zekâtı, Ticaret niyeti ile elde bulundurulan her türlü mal, nisab miktarına baliğ olur ve bu miktarının üstünden bir sene geçerse, zekâta tabi olur.

Ticaret için olmayan mala zekât lazım gelmez. Kadınların takındıkları elmas iğnelere, başlık, gerdanlık, zümrüt, küpe, yüzük, kemer ve yelpaze gibi kıymetli eşyaya, (bunlar altın ve gümüş değilse) yalnız zinet eşyası olarak kullanılsa nisâb miktarını bulduğu takdirde dahi zekât verilmesi gerekmez.

Bu sayılan zinet eşyası, ticaret için bulundurulduğunda bunların tamamına zekât verilir.

Kuyumcu ve sarraf gibi, esnafın elinde ticaret için bulundurdukları inci ve benzeri kıymetli taslarda da zekât lazım gelir.

Ticaret maksadı ile alınan arsalar, kırk adede baliğ olmayan koyunlar ve diğer hayvanlar (balık ve kümes hayvanları bile) ticaret maksadı ile bulunduruluyorsa, kaç tane olursa olsun, sene sonunda nisaba katılarak zekâtları verilir.

Bir malin ticaret mali sayılması için, onun alınış niyetine itibar edilir. Ticaret niyeti, o mali alırken yapılmalıdır. Kendi ihtiyacı için aldığı bir mali, “kar bulursam satarım” diye niyet eden kimseye zekât düşmez. Yalnız niyet kâfi değildir. Yani o mal satılmadıkça ticaret mali sayılmaz. Zekât nisabına konulmaz.

Hasat zamanı mahsulün zekatını (öşrünü) veren kimsenin, ambarına koyduğu maldan zekât lazım gelmediği gibi, onu sattıktan sonra bile eline geçen paranın üzerinden bir sene geçmedikçe zekât lazım gelmez.

Bir kısım mal vardır ki, sahibinin çalışması ile kazanılır; ticaret malı gibi. Bu malda doğrudan ve delaleten ticarete niyet sahihtir. Mesela: bir kimse mal alırken yahut mülkünü kiraya verirken ticarete niyet ederse, bu açıktan niyet olduğu gibi, bir tüccar, ticaret malını, diğer bir mal ile değiştiği yahut bir kimse ticaret için olan evini kiraya verdiği suretlerde açıktan niyet etmemiş olsa bile, delaleten niyet etmiş sayılır.

Altın, gümüş ve yayılan hayvanlardan başka; gerek miras, hibe, sadaka, nikah bedeli ve gerek tarla mahsulatından elde edilen mallarda ticarete niyet ile beraber o işe başlamadıkça, zekât lazım gelmez. Yani mücerret ticarete niyet ile zekât lazım gelmez. Bilfiil satıp aldığı meblağın üzerinden bir sene geçtiği taktirde zekât lazım gelir.

Ticaret malının nisabında da altın ve gümüş nisabındaki ölçülere itibar edilir. Yani, yirmi miskal altın değerinde ticaret malına sahip olan kimseye, üzerinden bir yıl geçen malı için zekât lazım gelir.

Altın ve gümüşün yekdiğerlerine kıymetleri itibariyle (İmam-ı Azam’a göre) ilave edilmeleri sahih olduğu gibi, ticaret malının da kıymet itibariyle altın ve gümüşe ilave edilerek nisab tamamlanması sahihtir. Elindeki ticaret malı nisabı doldurmayıp da sahibi bulunduğu bu miktar altın yahut gümüş ilave ile nisab tamamlanıyorsa, ona da zekât lazım gelir.

Diğer bir tarif de; ticaret ile meşgul olan bir kimse, altını, gümüşünü nakit parasını ve ticaret malını hesap eder. Toplam yirmi miskal altın değerine ulaşıyorsa malının tamamının zekatını verir.

Ticaret malının zekâtı, eski alış bedelinin üzerinden değil, zekât verileceği günün alış rayiç bedeli üzerinden hesap edilerek verilir.

Zekâtı verilecek ticaret malı, ucuzlasa yahut pahalılaşsa; İmamı A’zam’a göre zekât farziyyetinin tahakkuk ettiği günün, İmameyn’e göre fukaraya verileceği günün kıymeti itibariyle vermek lazım gelir.

Ticaret malında zekât, kıymetinden verileceği gibi, aynı cins de verilir. Yani, kumaşın zekatını kıymetinden para olarak vermek de kumaş olarak vermek de caizdir. Ancak, kıymetinden verilmesi halinde, İmam-ı A’zam’a göre, zekât vacip olduğu günün kıymeti üzerinden verilecektir.

Asrımızda altın, dünya milletleri için değer ölçüsü haline gelmiştir. Dünya iktisadiyatı altın temeli üzerine kurulmuştur. Piyasadaki nakit değeri, altındır. Bu itibarla para ve ticaret mallarının zekatında altın nisabının tercih edilmesi müftâbih olmuş ve bu, teâmül haline gelmiştir. Gümüş zamanımızda hakiki değerinden çok düşük olduğundan, zekâtta nazar-ı itibara alınmamalıdır.